Kınalıada
Cuma, 22 Nisan 2011 00:04

Zıvart Yaya ve Diruk Tantik

Zıvart ve Diruhi çocuk dolu bir evde onları büyüten iki kadındı. Burgazadalılar onlara "İki kumalar" derdi. Zıvart'ın çocuğu olmayınca kocası daha genç bir kadınla, Diruhi'yle evlenmiş ve beş çocukları olmuştu Camiye çıkan yokuşun dibindeki lokantanın yerindeki tek katlı prefabrik bir evde oturan Zıvart ve Diruhi, müthiş bir uyum ve dostluk içinde çocukları büyüttüler. Ortak eşleri öleli çok olmuştu ancak onlar yaşadıkları sürece hiç ayrılmadan çocuklara annelik ettiler.

Çocukları, Apik, Tatyos, Yeğsapet, Vartanuş ve Hayganuş her zaman ikisine birden "anne" dedi.

Kategori Adalılar
Pazartesi, 30 Mayıs 2011 09:49

Anastas ve Andon Prokos

Anastas Prokos, babası öğretmen Andon genç yaşta hayata veda edince, annesi ve dört kardeşinin geçimini sağlamak için eğitimini yarıda bırakıp, Büyükada Rum Yetimhanesi'nin revir ve eczanesinde işe girdi. Orada eczacı kalfası olan Anastas bir süre sonra Heybeliada'ya geçerek, Sıdıka hanımın Heybeliada Halk Eczanesinde çalışmaya başladı. Kendisi gibi Heybeliada'da oturan kardeşleri Ekaterina ve Angelos bu sırada verem hastalığına kurban gitti. Anastas, Heybeliadalı Katina ile evlendi ve iki çocukları oldu. 1927 yılında doğan ikinci çocuğuna babası Andon'un adını verdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Atina'ya akraba ziyaretine giden kardeşi Apotolos orada Alman işgaliyle karşılaştı, tutuklanıp sorguya götürülürken öldü. Anastas 1948 yılına kadar eczanede doktorların yazdığı ilaçları hazırladı, iğne yaptı, tansiyon ölçtü. Heybeliadalılar tarafından çok seviliyordu. Küçük bir sermaye biriktirmişti, eczaneyi Sıdıka hanımdan devraldı, sorumlu müdür Artin beyle birlikte çalışmaya devam etti. Anastas, oğlu Andon'u da eczacı kalfası olarak yetiştirdi. Andon eczacı kalfası olarak yaptığı askerliğini bitirdikten sonra, 1951 yılında eczacı Kiryakiçe Püsküloğlu ile tanıştı. Andon ve Kiça, 1953 yılında evlendiler. Artık eczaneyi kendisi yöneten Andon Prokos nezaketiyle Heybeliada'ya nam salmıştı. Eczaneye gelen on yaşın altındaki çocuklara bile, "Buyrun küçük hanım", "Buyrun küçük bey" diye hitap ederdi. 1955 yılında kızları Ekaterina doğmuştu ki, 6-7 Eylül olayları patlak verdi. Teknelerle Heybeliada'ya gelen yağmacılar, adadaki bazı işbirlikçilerin yardımıyla önünde direnen bekçiyi etkisiz hale getirip, eczaneyi ve Prokos ailesinin dükkânın üstündeki evini taşa tuttu. Taşlardan biri henüz kırk günlük olan Ekaterina’nın beşiğine isabet etti ve aileyi çok korkuttu. Prokos ailesi bir şey olmamışçasına yaşamlarına devam etti ve 1957'de kızları Sofia dünyaya geldi. Kızlarını büyüten Andon ve Kiça Prokos, emekliye ayrılıp kışları Atina'da yaşamaya karar verdi. Eczaneyi devrederlerken, baba Anastas Prokos'un Bakırköy'deki Prodromidis'in eczanesinden satın aldığı, 1912 yapımı antika ecza dolapları, ilaç karılan porselen havanlar, damıtma ve tablet gramaj kesme aletleri, antika ocakları; Heybeliada için sahip çıkılması koşuluyla dükkânda bıraktılar. Bu çok önemli kültür mirası, onların ardından bir ilaç firmasının özel koleksiyonuna satıldı.

Kategori Adalılar
Cuma, 22 Nisan 2011 09:22

Sucu Marikalar

1950'lerde, 1960'larda Büyükada'da iki kadın sucu vardı. İkisinin de adı Marika'ydı.

O zamanlar içme suyu bakkaldan değil suculardan hasır sepetli cam damacanayla alınırdı. Ama yalnızca su satmazdı sucular. Dönemin meşrubatları; şişe suyu, soda, maden suyu, adada imal edilmeyip dışarıdan gelen gazozlar; Uludağ ve Olimpos gazozları, daha sonraları yeni çıkan şişede meyve suları... Marikaların dükkânlarında çikolata, karamel gibi abur cuburlar ve ufak tefek bakkaliye malzemesi, hatta bazen içki de satılırdı. Marika Berberoğlu'nun dükkânı, bugünkü elektrik idaresinin karşı köşesindeydi. Dükkân küçücüktü ama arkada deposu vardı.

Diğer Marika'nın dükkânı ise Çankaya Caddesi'nde, kaymakamlık binasına giderken sol köşede, bugünkü bakkalın olduğu yerdeydi.

Evlere damacanayla su dağıtımını genellikle Malatya-Pötürgeliler yapardı.

Kategori Adalılar
Pazartesi, 30 Mayıs 2011 09:49

Raffi Arslanyan

Klasik gitar eğitiminin Türkiye'deki duayenlerinden Raffi Aslanyan şimdilerde Büyükada'da otursa da tam 40 yıllık Burgazadalı. Balıkçılıktan anlayan, balık tutmayı seven bir Burgazadalı. 1944 doğumlu Aslanyan, radyoda Alexandre Zamboğlu'nun gitar programlarını dinleyerek ilgi duyduğu gitara 13 yaşında başladı. Türkiye'nin ilk klasik gitar hocalarından İstanbullu Andrea Paleologo'dan ders aldı. Yunan uyruklu hocasının zorunlu olarak Yunanistan'a göç ettiği 1964 yılına kadar öğrenciliğe devam etti. 1966'dan itibaren kendisi gitar dersleri vermeye başladı. 1967-1968 yıllarında henüz klasik gitar bölümü olmayan konservatuarda bu bölümü açması istendi ancak öğrencilerinin çokluğundan konservatuara zaman ayıramadı. Aslanyan, yüzlerce genci klasik gitarla tanıştırdı, virtüözler yarattı. Onun kabul edemediği tekliften yıllar sonra konservatuarda gitar bölümü açıldı. Bu bölümde ders verenler artık Aslanyan'ın öğrencileri ya da öğrencilerinin öğrencisiydi. Raffi Aslanyan gençlik yıllarında zaman zaman sahneye çıksa da, uzun yıllardır konser vermiyor. Bu durumu şöyle açıklıyor: "Son 25 yıl kendim için gitar çalmadım. Bunu dostlarım bilir. Benim en büyük arzum öğrencilerimin en iyi şekilde klasik gitar çalmaları. Benden çok daha iyi çalan o kadar çok öğrencim var ki, benim gitar çalmamın önemi olmadığını görüyorum." Tüm adalılar gibi o da, denizin kirlenmesinden, en çok da ada yakınlarında avlanan gırgır teknelerinin ağlarının balık yuvaları üstünde parçalanıp, balık tuzağına dönüşmesinden şikâyet ediyor.

Kategori Adalılar
Cuma, 22 Nisan 2011 09:51

Sedat ve Todoraki Muhtarlar

Adalar 1935-1936 yıllarında nahiye oluncaya kadar Büyükada kaymakamlık, diğer adalar muhtarlıktı. 1935 öncesinde bir tür devlet memuru sayılan muhtarların yetki ve sorumlulukları çok fazlaydı. Adalardaki cemaatlerin nüfus yoğunluğuna göre birden fazla muhtar atanırdı. 1930'lu yıllarda Heybeliada'nın "Muhtar-ı evvel"i yani birinci muhtarı yazar Nejat Gülen'in babası Sedat Gülen'di. "Muhtar-ı sani" yani ikinci muhtar ise Todoraki Efendi'ydi (Todoraki Milyonoğlu).

Muhtarlığın İskele Gazinosu'nun içinde camekânla ayrılmış özel bir yeri vardı ve iki muhtar uyum içinde çalışırdı. Yoksul Müslüman ve Hıristiyanların işlerini para almadan görürlerdi.

Kategori Adalılar
Cuma, 22 Nisan 2011 00:11

Bakkal Muizi ve Bakkal Leoni

Bakkal Muizi sessiz, sakin, kendi halinde bir adamdı. Büyükada'da, bugünkü dönerci Mahmut'un olduğu yerdeki iki katlı ahşap binanın alt katındaydı dükkânı. Tek bir ampulle aydınlanan dükkân silme ördekbaşı yeşiline boyalıydı. Her zaman ütüsüz olan pantolonunun üstüne bir iş gömleği giyen Muizi'nin en önemli işi kahve satmaktı. Adanın tek kahve değirmeninin yer aldığı dükkânda içmek isteyenlere mis kokulu kahve servisi de yapılırdı. Muizi'nin çarşıda bugünkü baharatçının yanında bir dükkânı daha vardı. Dükkânı Bolulu Hüseyin lokanta olarak kullanıyordu ama tek kızını evlendirmeye karar veren Muizi onu çıkardı, binayı drahoma olarak damat adayı Leonidas'a verdi. Düğünden sonra Leonidas orayı muhteşem bir bakkal dükkânı haline getirdi.

Adadaki üç-dört Türk bakkalın dışındaki tüm bakkallar Rum'du. Dükkânın üst katını da ev olarak kullanan genç ve yakışıklı Leonidas, mal çeşitliliği ve estetik açıdan adanın en güzel bakkal dükkânını açmıştı.

Kategori Adalılar
Cuma, 22 Nisan 2011 09:37

Ciğerci Altan

Yalnızca Büyükada'nın değil, tüm adaların yegâne ve ünlü ciğercisi Altan Sönmezler'in babası Raşit Bey, 1942 yılında Arnavutluk'tan, Büyükada'da ciğercilik yapan ağabeyi Sadık'ı ziyarete gelmişti. Büyükada'yı ve işi beğendi, hemen memleketine dönüp eşini de aldı ve bir daha ayrılmamak üzere adaya yerleşti. Bir yıl sonra oğulları Altan dünyaya geldi.

Adalardaki ciğerciler eskiden dükkân satışıyla yetinmez, sakatatları mahalle mahalle dolaşarak satardı. Büyükada nüfusunda Rumlar ağırlıklı olduğu için sakatatların adı Rumca söylenirdi: Ciğer stokaki, yürek kardiyaz, dalak ispilina, kelle kefalakya, beyin miyalo, paça podarakya diye satılırdı. O yıllarda yalnızca Büyükada'da dört ciğerci vardı.

Ciğerci Altan askerden dönünce kendi ciğerci dükkânını açtı.

Altan Sönmezler Büyükada'da ciğerciliği kadar futbolculuğuyla da tanınırdı. Santrhaf olarak tam 25 yıl Adalar takımında top koşturdu.

Bugün adalardaki tüm ciğerciler kapandı ancak Altan hâlâ direniyor. En çok sakatatta yüksek kolesterol olduğunu söyleyenlere kızıyor, "Ben her Allah'ın günü yiyorum ne kolesterol var ne lipit" diyor. Ciğerci Altan, eski İstanbul lezzetlerinden bumbar ve dalak dolmasının, uskumru dolması ve çirozunun, külbastısının unutulduğu gibi sakatat yemeklerinin de unutulacağından yakınıyor.

Kategori Adalılar
Cuma, 22 Nisan 2011 00:08

Arpacı Arif

Arpacı Arif adadaki faytonculara arpa ve saman sağlayan iki kişiden biriydi. Dükkânı fayton meydanının girişinde bugünkü meşrubatçının olduğu yerdeydi. Bugünkü Adnan'ın lokantasının olduğu yerde de deposu vardı. Arif hep takım elbise giyer, altın köstekli saat takar ama kravat takmazdı. Biraz kabadayıydı. Herkesle bağıra çağıra konuşur, kızdırılırsa "Heeyyyyt!" diye nara atardı. Ama evinde laterna vardı. Aile dostları evine geldiğinde çocuklar hemen laternanın başına üşüşür, kolunu çevirip müzik çalar ve oynarlardı.

Kategori Adalılar
Pazartesi, 30 Mayıs 2011 09:49

Prof. Dr. Akil Muhtar Özden

Büyükada'dan Yunanistan'a göç etmiş Rumlardan bir gurup, 1998 yazında adayı ziyarete gelmişti. Onları karşılayıp yardımcı olan adalılar arasında Baki Nedim Baltacı da vardı. Gelen gruptaki hayli yaşlı bir eski adalı "Akil Muhtar Bey vefat edeli çok oldu ama onun akrabalarından kimse var mı" diye sordu. Yanındakiler Akil Muhtar'ın uzaktan akrabası olan Baki Nedim Baltacı'yı gösterdi. Yaşlı adam yanına geldi ve "Siz Akil Muhtar nasıl bir adamdı bilir misiniz" diye sordu. Baki Nedim onun Türkiye tıbbına ve tıp literatürüne katkılarını sıralarken, adam sözünü kesti: "O tamam. İnsanlık yanını bilir misiniz?" dedi. Baki Nedim bu kez filozof yanını, kitaplarını anlatıyordu ki, yaşlı Rum tekrar sözünü kesti: "Akil Muhtar İstanbul tıbbının başında olmasına rağmen yılda 8 ay adada oturur, gece yarısı bile olsa hastaların yardımına koşardı. O zamanlar Rumlar fazla olduğu için hastaların çoğu Rum'du. Akil muhtar fakir hastalardan para almaz, eğer çok fakirse, yastığının altına para koyardı. Siz bunu bilmeyebilirsiniz ama ben ölmeden bunu size anlatmayı görev bildim" dedi, her ikisinin de gözleri doldu. Akil Muhtar Özden (1877-1949), Tıbbiye Mektebi'nde başladığı öğrenimini 2. Abdülhamit'in baskısından kurtulmak için yurtdışında tamamladı, 1906'da Cenevre'de doçent oldu. 1908'de meşrutiyetle birlikte İstanbul'a çağrıldı ve Tıp Fakültesi Tedavi Kliniği'ne farmakoloji profesörü olarak atandı. Atatürk hastalandığında onun tedavisi için çaba harcayan doktorlar asındaydı. Kızılay ve Türk Ocakları'nın kurucuları arasındaydı, 1944'de Ordinaryüs oldu. Onun yazdığı farmakoloji kitabı bir klasik olarak üniversitelerin ilgili bölümlerinde hâlâ okutulmaktadır.

Kategori Adalılar
Cuma, 22 Nisan 2011 09:24

Prof. Dr. Ali Haydar Taner

Pedagog ve eğitimci Ali Haydar Taner, özellikle emeklilik yıllarının büyük çoğunluğunu Büyükada'da geçirdi. Adada en çok çocuklarla ilgilenir, onları ciddiye alır, yetişkin insanlarmış gibi konuşur ve çoğunlukla kendi yazdığı ya da çevirdiği kitapları hediye ederdi.

Evi, bugünkü belediyeye gelmeden önceki son binaydı

1883 yılında doğan Ali Haydar Taner, yurtdışında pedagoji eğitim almıştı. Çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yaptıktan sonra 1926'da Talim Terbiye Kurulu'nun dört üyesinden biri olarak atandı.

Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu'nun hazırlanması, ortaokul ve liselerin üçer yıllık ayrı birer bölüm haline getirilmesi, öğretmen okullarının düzenlenmesi, ilkokul öğretim programlarının geliştirilmesi, Talim ve Terbiye Dairesi'nin kurulması gibi Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki eğitimi modernleştirme çalışmalarının tümünde o da vardı. Almanca, Fransızca, Bulgarca ve Arapça bilen Ali Haydar Taner, pedagoji ve psikoloji alanında pek çok kitap yazdı. Aralarında Finlandiya'nın kuruluşunu anlatan ünlü Beyaz Zambaklar Ülkesinde olmak üzere pek çok kitabı Türkçeye çevirdi. 1956 yılında yaşama veda etmesinin ardından Büyükada'daki evde yazları oğulları Orhan ve Pertev Taner kalmaya başladı.

1991 yılındaki korkunç Plaj Oteli yangını başladığında evde Pertev Taner kalıyordu. Yangın eve de sıçradı, Pertev Taner ancak canını kurtarabildi. Evdeki, aralarında Hoca Ali Rıza, Avni Lifij gibi pek çok önemli ressama ait tablo bulunan koleksiyon da yok oldu.

Kategori Adalılar
Sayfa 1 / 6
Buradasınız: Home Adalar Kınalıada Etikete göre gösterilenler Adalılar