Heybeliada
Çarşamba, 14 Eylül 2011 22:35

Hrant Lusigyan

Burgazada'nın Alman Lisesi ve Mülkiye mezunu balıkçısı Muvakkar Orhon'un balkonundan çarşıya müthiş bir klarnet melodisi dağıldı. Akşamın alaca karanlığına bürünen balkonda Muvakkar rakı kadehi elinde sürekli konuğu ünlü cazcı Hrant Lusigyan'ı dinliyordu. Hrant solosunu bitirdi ve kendisine özgü votka kokteyliyle dudaklarını ıslattı. Muvakkar, Mülkiye'yi bitirdikten sonra vergi müfettişliği yapmaya başlamıştı. Bir vergi kaçakçılığı olayını ortaya çıkardığında, kaçakçı ona rüşvet teklif edince Muvakkar adamı bir güzel dövdü. Ancak olay bu kadarla kalmadı, kaçakçının tuttuğu adamlar da kısa süre sonra Muvakkar'ı öldüresiye dövdüler. Müfettişlik işinin kendisine göre olmadığını anlayan Muvakkar bir balıkçı motoru aldı ve Burgazada'ya yerleşip profesyonel balıkçılığa başladı. Muvakkar'ın yakın dostu Hrant Lusigyan ise Beyoğlu'ndaki Hacopulos Pasajı'nda ablasıyla birlikte kanaviçe dükkanı işletir, geceleri de dönemin seçkin kulüplerinde otellerinde; Park Otel'de, Hilton'da, Tokatlıyan'da ve Taksim'in ünlü bohem kulübü Fuaye'de caz orkestralarıyla klarnet ve saksafon çalardı. Swing çağının Türkiye'deki önemli caz yıldızlarından biriydi. 6-7 Eylül olaylarında Lusigyan ve ablasının dükkanı da yakıldı. Artık yalnızca müzikle geçinmek zorundaydı. Popüler müziğin hızla yükseldiği 60'lı yılların ortalarında caz müziği eskisi kadar para kazandırmıyordu. Geçinmekte zorlanan klarnet ve saksafon üstadı, Burgazada'ya yakın dostu Muvakkar'ın yanına sığındı. Uzun yıllar aynı evi paylaştılar. Muvakkar'ın ölümünden sonra ortada kalan Lusigyan, adadaki bir kulübeye yerleşti. 1988'in soğuk bir kış gününde onu ziyaret edip hasta olduğunu gören dostu Demirci Hayko'nun yardımıyla Surp Pırgiç huzurevine yatırıldı, 1993 Kasımı’nda 75 yaşında hayata veda etti.

Pazartesi, 19 Eylül 2011 17:58

Hampar

Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:40

Şehsuvar Menemencioğlu

Esra Bereket'in dayısıdır.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 17:56

Hamal Yano

Yano, iskeleye yanaşan Heybeliada vapurundaki halim selim adamı hemen tanıdı, ona doğru seğirtti. İki kocaman bavulu vardı. "Tasinacak mi Hüseyin Amca?" diye sordu, yanıtı beklemeden ikisini de omuzladı.
Dönemin Kütahya milletvekili yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar, bazen sevgili adasını terk edip Ankara'ya gitmek zorunda kalırdı. Yano'nun ardı sıra yürüdü. Bavulları tepedeki eve başkası zor taşırdı çünkü.
Heybeliada'nın tatlı kaçığı Yano çok güçlüydü. Her zaman yalınayak gezer, taşınabilecek her şeyi taşır, diğer hamallardan az para alırdı. Sarnıçları temizler, balıkçılar ihtiyaç duyduğunda küreğe oturur iki kürekçiden daha çok işe yarardı. 6 Ocak’taki denize haç atma törenlerinde haçı onun elinden kimse kurtaramazdı.
Arada şarkı söyler, çıplak ayaklarıyla yerde tuhaf bir şaklama sesi çıkararak tempo tutar, coşturulursa "Haydaaa!" diye perende atardı. Kıyıda halı yıkarken iskeleye yaklaşan bir vapur görürse, kaptanın dikkatini çekip, düdük çaldırıncaya kadar artarda perendeler atardı.
Bir gün tanıdıkları Yano'yu ilk kez lacivert takım elbiseli ve ayakkabılı gördüler. Elinde bavulu iskeleye doğru ilerliyordu. Dostları hayretle, "Nereye böyle Yano" diye sordular. "Yunanistan'a" dedi Yano, "Ama ben orada ölürüm" diye ekledi. Eşi ve çocukları ondan önce gitmişti Yunanistan'a. Dostlarını fazla hüzünlendirdiğini fark etmiş olacak ki, "Haydi size bir taklak atayım" dedi. Ünlü perendesini son kez attı ama ayakkabıları vardı, ayağını saklatamadı.
Yano Yunanistan'a gittikten birkaç ay sonra ölüm haberi geldi.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:32

Sevim Böke (İlbay)

Atatürk bir dönem yazlarını Florya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde geçirdi. 1920'lerin sonları ve 1930'larda, Savarona yatı öncesindeki Ertuğrul yatı veya Sakarya motoruyla Boğaziçi, Haliç ve Adalar'da geziye çıkar, dostlarını ziyaret ederdi. Deniz gezilerindeki önemli ve sıkça uğrayıp dinlendiği duraklarından biri yazları Büyükada'da oturan çocukluk arkadaşı mühendis ve milletvekili Asaf İlbay'ın yalısıydı. İlbay Atatürk'ün teknesinin rahatça yanaşabilmesi için yalının önüne bir rıhtım yaptırmıştı.Atatürk ziyaretlerinde kimseye yük olmak istemez; aşçısını, garsonlarını, meze ve içeceklerini beraberinde getirirdi. Evin geniş terasındaki masalarda yemek ve sohbet gece boyu sürerdi. Asaf İlbay'ın beş yaşındaki kızı Sevim (Böke), Atatürk'e bayılırdı. O gelir gelmez kucağına tırmanır hemen tespihiyle oynamaya başlardı. Tespihi alıp kolye gibi boynuna takar, Atatürk onu sevgiyle izlerdi. Atatürk onunla çocuğuymuşçasına ilgilendi. Yazlarını Büyükada’da geçirmeye bugün de devam eden Sevim Böke, Atatürk'ün kendisine çarliston dansı öğrettiğini, briç dersleri aldırdığını anımsıyor. Asaf İlbay sonradan "Atatürk’ün Hususi Hayatı" adlı pek çok anekdota yer veren bir kitap yazdı.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:48

Yahya Kemal Beyatlı

Şair, edebiyatçı, eğitmen, milletvekili ve büyükelçi Yahya Kemal Beyatlı Adalar'ı çok sever, sıkça gelip giderdi. En çok geldiği ve kaldığı ada ise Büyükada'ydı. Yahya Kemal'in Büyükada'nın Büyük Tur yolu üzerindeki yemyeşil Viranbağ bölgesi için yazdığı pek bilinen bir yaza veda şiiri vardı: "Adalardan yaza ettik de veda / Sızlıyor bağrımız üstündeki dağ, / Seni hatırlıyoruz Viranbağ! / Yine bir sofrada şen şakraktık, / Gün denizlerde sönerken baktık / Ve çobanlar gibi dallar yaktık. / Biz şen, onlarsa muammalıydı, / Birinin sözleri imalıydı, Birinin gözleri hummalıydı. / Acı duymuş diye aşkın tadını, / Hepimiz sevdik o solgun kadını, / Ve o gün rahibe koyduk adını. / Uyuduk kırda, gezindik dağda, / O yazın, ah o engin çağda, / Geçti en son gün Viranbağ'da."
Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:57

Ergüder Yoldaş

Türkiye'nin önemli müzisyenlerindendir. Şarkılarıyla, özellikle Sultanıyegâh ve Sadabâd'la, Türk müziğini bambaşka bir yola sokan Ergüder Yoldaş, Türk popüler müziğinin tıkandığı 1980'lerde makam müziğiyle pop müziğin mükemmel bir sentezini ortaya koymuştu. 1987'de yaptığı Elde Var Hüzün albümü yüksek müzikal kalitesine rağmen istenen ticari başarıya ulaşamadı. Ergüder Yoldaş belki bu yüzden belki de kendisinin bildiği başkaca nedenlerle Büyükada'ya gelip münzevi bir yaşamı seçti. Başlangıçta denize yakın fundalıkların içinde naylonlar ve ambalaj malzemelerinden bir barınak yapıp yaşamayı yeğleyen Yoldaş, tuhaf bir rastlantı sonucu Büyükada yaşamının devamında Franz Ficher'den kalan enikonu yıkılmış kulübeye yerleşti. Bir iki kez sevenlerinin "hayata döndürme" çabalarına kapılıp gitse de yine geri döndü ve tam 13 yıl Büyükada'da yaşadı.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:25

Polis Komiseri Ahmet

6-7 Eylül savunmasını düzenleyen Burgazadalılardandır.
Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:38

Bekçi Halit

Bekçi Halit, Hüseyin Kaptan'ın teknesindeki 20 kişiyi uygun noktalara yerleştirdi. Av tüfekliler burunda, yanlarda ve kıçta konuşlandı. Sapanla taş atacak gençler de onların arasına yerleştirildi. "Dur!" ihtarına uymayan teknelere taş atılacak, tüfekliler komut verildiği zaman denize veya teknelerin su kesimine doğru ateş edecekti. İnsanlara ateş etmek kesinlikle yasaktı... 1955 yılının 6 Eylül Salı günü "Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba konuldu" haberiyle resmi bir provokasyon yaratılmış, İstanbul'da farklı dindekilere ait ev ve işyerleri saldırıya uğrayıp yağmalanmıştı. Yaralamalar, cinayet ve tecavüz de vardı. Yağmacıların vapur ve motorlarla farklı dinden İstanbulluların yoğun olarak yaşadığı Adalar'a saldırması bekleniyordu. Nitekim Heybeliada'dan silah sesleri duyulmuş, alevler yükselmişti. Burgazada'nın Nahiye Müdürü Zühtü, Komiserleri Remzi ve Ahmet adalıları örgütledi. Farklı dindekiler, Müslümanların evinde korumaya alındı; silahı olan silahla, olmayanlar sopa ve taşlarla adanın çeşitli kıyılarındaki karaya çıkılacak kritik noktalara yerleştirildi. Adanın vapur iskelesi ve rıhtımına yaklaşacak gemi ve motorların karaya ulaşmasını engellemek de Hüseyin Kaptan'ın teknesindeki direnişçilere düşüyordu. Tekneler geldi, taşlar, silahlar atıldı. Burgazadalılar sonuna kadar direndi; adanın arkasından ve liman tarafından yapılan saldırılar püskürtüldü. Yağmacıların kaçmaya çalışan iki teknesi çarpıştı, biri battı ama kimse vurulmadı ve ölmedi...
Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:33

Baron Henry Lytton Earle Bulwer

Baron Henry Lytton Bulwer, bastonuna dayanarak Yassıada'da kısa bir tur attı, sonra denize hâkim yüksek bir kayanın kenarına ilişip el değmemiş manzaraya bakarken kararını verdi. Ömrünün kalan kısmını bu adada geçirmeliydi...

Henry Bulwer, 1837 yılında henüz genç bir diplomatken elçilik kâtibi olarak geldiği İstanbul'u ve adaları çok sevmişti. Britanya Büyükelçisi olarak yeniden döndüğü İstanbul'da, 1858 yılının bir yaz günü ilk kez ayak bastığı Yassıada'ya ve vahşi doğasına hayran kaldı.

Şimdi 57 yaşında, sağlık sorunlarıyla uğraşıp emekliliğini beklerken bu adada yaşayabilmek ona ilaç gibi gelecek, ömrüne ömür katacaktı.

1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı'yla, Osmanlı İmparatorluğu'nda Batılılaşmanın ilk mimarlarından olan; din, dil, ırk ayrımını ortadan kaldırarak Osmanlılığı yeniden canlandırmaya çalışan Sultan Abdülmecit'i ikna etmesi zor olmadı. 1859 yılında Yassıada'yı satın aldı...

Bulwer tüm inşaat malzemelerini mavnalarla taşıttı ve kıyıdan başlayıp arkadaki sırta doğru yükselen, burç ve mazgallarıyla birlikte kale görünümlü orta boy bir şato inşa ettirdi. Meraklılara, yaptırdığı şatonun Londra'daki Knebsworth aile şatosunun kopyası olduğunu söylüyordu. Şatoyla yetinmedi, bir limonluk inşa ettirdi ve asma kütükleri getirterek bağ kurdu.

Yassıada'daki münzevi yaşamını bir süre çok sevdi. Ancak bozulan sağlığı ve İstanbul'a gidiş dönüş zorlukları, onu yaşamının kalan kısmını bu adada geçirme fikrinden caydırdı. Times gazetesine ilan vererek adayı satışa çıkarttı.

Osmanlı yönetimi adanın bir yabancıya satılmasına karşı çıktı, sonuçta Bulwer Şatosu’nu ve adayı Mısır Hidiv'i İsmail Paşa satın aldı. Elçilik görevi 1865 yılında sona eren Bulwer, 1872 yılında bir Mısır seyahati dönüşünde Napoli'de öldü.

Sayfa 1 / 6
Buradasınız: Home Adalar Heybeliada Etikete göre gösterilenler Adalar'da İz Bırakanlar