Büyükada
Cuma, 16 Eylül 2011 23:59

Fahri Tanrıverdi

1909 Malatya Arapgir doğumlu,1978 de Büyükada'da vefat etti. Bakkal, Eşi Gürcü göçmeni bir ailenin kızı Yaşar, çocukları; Ülker, Ahmet ve Semiha. Bakkal Fahri'nin babası Ahmet, Osmanlı ordusunun Sarıkamış'ta donarak ölen askerlerinden biridir. Amcası hafız Hüsnü, Büyükada'da ilk sanatoryumu Maden'de kuran Dr. Musa Kazım'ın ortağı, tur yoluna taşınınca ortaklıktan ayrılıyor, İş Bankası'nın olduğu yerde aktar dükkanı işletiyor. Bakkal Fahri 10 yaşında İstanbul'a geliyor, okuma-yazmayı latin harfleri çıkınca Millet mektebinde öğreniyor. Asker dönüşü Büyükada'da iş bulup evleniyor ve burada yaşıyor.

Salı, 20 Eylül 2011 16:00

Süreyya Gencer

Tenisçi.
Kategori Adalı Sporcular
Salı, 20 Eylül 2011 13:55

Hacı Lütfü

Kategori Adalı Sporcular
Cuma, 16 Eylül 2011 14:13

Tahsin Nahid

Adalar Şairi” olarak tanınan Tahsin Nahid’in Büyükada’nın bir edebiyat mahfeli olmasında büyük katkısı vardır.
Çarşamba, 14 Eylül 2011 08:06

Kapetanakis

Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:12

Natır Madam Lusi

1940'lı yılların sonlarında adadaki çoğu evde banyo yapma olanağı çok sınırlıydı. Yoksul evlerde su gaz ocağı üstünde kazanla kaynatılır, biraz daha paralı olanlar odun ateşiyle ısıtılan termosifon kullanırdı. Çocuklar ise kocaman bakır ya da çinko leğenlerde anneleri tarafından yıkanırdı. O yüzden, Remzi beyin hamamının Büyükada yaşamında önemli bir yeri vardı. Kubbeli, göbek taşlı klasik hamam, Çınar Meydanı'ndan Hamidiye Camisi'ne çıkarken soldaki Firuz sokaktaydı. Hamamda sabah yediden akşam beşe kadar kadınlar, akşam beşten sabaha kadar da erkekler yıkanırdı.Pazar günleri ise yalnız erkeklere aitti. Hamamın bir tellağı bir de natırı vardı. Kadınlar erkek ya da kız çocuklarını da birlikte götürüp yıkardı. Natır Madam Lusi, ağzında tek dişi kalmış çok zayıf bir kadındı ve çok güzel bir kızı vardı. Kadınlar genelde hamama sabahtan zeytinyağlı dolmaları, börekleri, içecekleriyle birlikte hazırlıklı olarak gelirler, dedikodu ve eğlence saatlerce sürerdi. Oğlan çocukları 8-9 yaşlarına değin kadınlar hamamına anneleriyle birlikte kabul edilirdi. Madam Lusi bir oğlanın özellikle kadınların hamamotu kullandığı odayı dikkatle gözlemeye başladığını fark ettiğinde onun artık kadınlar hamamına getirilemeyecek kadar büyüdüğüne kanaat getirir, annesinin yanına gidip, "Hanım, bir dahaki sefere kocanı da al getir" derdi. Bu, o oğlanın ayağının artık kadınlar hamamından kesildiği anlamına gelirdi. Adalarda 1983 yılından sonra müthiş bir inşaat furyası başladı, Remzi beyin hamamı da yıkıldı, yerine apartman yapıldı.
Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:26

Bakkal Lefter

Bakkal Lefter başlangıçta Büyükada'nın Nizam semtinde mahalle bakkalıydı ancak sonradan çarşıya gelip yeni bir dükkân açtı. Bir dönem muhtarlık da yapan Lefter'in eşi Yunan vatandaşıydı ve Yani isimli bir oğlu vardı. Lefter çok iyi, dürüst ve sevilen bir esnaftı. Ancak bu özelliği 6-7 Eylül 1955'teki resmi provokasyonun ardından gelen yağma ve yıkımda ona hiç ayrıcalık sağlamadı. Büyükada'ya gelen yağmacılar adadaki yandaşlarıyla birlikte Müslüman olmayanların önceden işaretlenmiş işyerlerini ve evlerini yakıp yıkıp yağmaladılar. Tabii Lefter'in mütevazı bakkal dükkânını da... Olayın ertesi günü Büyükada Karakolu’ndan polis H. zarar ziyan tespiti yapıyordu. Dört duvarından başka bir şeyi kalmamış bakkal Lefter'in karşı sırasındaki bakkal Fahri Tanrıverdi'nin dükkânına gitti. Bakkalın oğlu Ahmet de dükkândaydı. Polis H. Ahmet'e, "Gidip bakkal Lefter'e söyle, zarar ziyanı neyse bildirsin!" dedi. Bakkal Fahri hemen atılıp, "Sen gidip söylesene, neden çocuğu gönderiyorsun!" diye azarladı polisi. Polis H. gidip söyleyemiyordu, çünkü önceki gece farklı dinden olanların dükkân ve evlerini yağmacılara gösterenler arasında onun da olduğu iddia ediliyordu. Durumu Bakkal Fahri de, Ahmet de biliyordu. Polis başka çare bulamayınca Lefter'in dükkânına bizzat gitmek zorunda kaldı, "Zarar ziyanın neyse bildir!" dedi. Lefter elleriyle bomboş duvarları gösterdi, "Ne bildireyim, dört tane duvar kaldı bilmiyor musun!" diye söylendi. Polisin yağmacılarla ilişkisini o da biliyordu. 1964 yılında Yunan vatandaşı olan İstanbulluların sınır dışı edilmesine karar verildiğinde Lefter'in eşi de gitmek zorunda kaldı. Lefter ve oğlu Yani de ona katıldı, Yunanistan'a göç ettiler.
Cuma, 22 Nisan 2011 00:14

Baki Yener

Baki Yener, Adalar Belediye Şube Müdürlüğü'nün Fen İşleri şoförüydü. Babası Ali Yener'in (Topal Ali) fayton meydanı girişinin sağ tarafında lokantası vardı. Baki Yener son derece mütevazı yaşamına rağmen Büyükada'da futbol denilince akla ilk gelen isimdi. Bu ününü çok iyi futbolculuğuna, gol maharetine değil futbol aşkına borçluydu. Hayatını futbola adamıştı. Biraz paytak bacaklı olduğu için güzel futbol oynayamazdı ama Adalar Takımı'nda oynatılmadığı zaman çok kırılır, küplere binerdi. Baki Yener'in futbola duyduğu aşk karşılıksızdı ama bu onu asla yıldırmadı. Futbolla yattı, futbolla kalktı; Futbol Federasyonu'nun "Monitör" kurslarına gitti, diplomasını aldı ve antrenör olarak Adalar Takımı'nın başına geçti. Adalar Futbol Takımı demek Baki Yener demekti. Pek çok genç yoksul futbolcuyu iyi beslenebilsin, okulunu bırakmasın diye cebinden para vererek destekledi. Oysa kendisi de son derece güç koşullarda yaşıyordu. Hiç evlenmedi. Bugünkü Adalar Belediye binasının olduğu yerdeki Fen İşleri deposunu evi bildi, orada yatıp kalktı.

Futbol aşkıyla yaşadı, futbol aşkıyla öldü.

Kategori Adalılar
Salı, 13 Eylül 2011 23:25

Bekir Boran

"Eski adalarda gece 12.00’den sonra müzik sesleri duyulurdu. Özellikle Rum cemaatinin enstrümanlarla gece yarısı ada turuna çıktıkları olurdu. O zaman adada korku ve huzursuzluk yoktu. Bu müzik ziyafetine Türkler de iştirak ederdi. Şimdi neden olmasın…"
"Bir aile toplantısında Müzeyyen Senar Hanımefendi tesadüfen bizimle birlikte oldu. Bendeniz de o aile toplantımızda enstrüman çaldığım için grubumuz Müzeyyen Hanım’a eşlik etmemi istedi. Devamlı musiki içinde yoğrulan Müzeyyen Hanım içinden bile olsa “Burada da mı buldunuz beni? Ben dinlenmeye geldim” der gibi oldu. Ben kendisine “Abla ben gazeteciyim ve amatörüm. Ud çalmak ne haddime, hata yaparsam affet” dedim. Benim udla yaptığım ufak bir giriş sonrası Müzeyyen Hanım elime vurup, kendi tabiriyle aynen şöyle söyledi: “Ulan sen bu çalmanla amatörsen ben bilmem neyim!” dedi ve fasıl başladı. Sabah ezanı okunurken biz fasılı noktaladık. Bunun bir eşini de rahmetli Adnan Kahveci ile Fatin Rüştü Zorlu’nun kızı Sevin Zorlu’nun evinde Metin Akpınar’ın da dahil olduğu bir fasılla sabahları ettik."

Cuma, 22 Nisan 2011 00:12

Kunduracı Manol ve Diğerleri

Kunduracı Manol'un (Manolis Epirus) dükkânı çarşıdaki bugünkü elektrik idaresinin yanındaydı. O zamanlar hazır ayakkabı almak kolay değildi. Ya Beyoğlu'ndaki lüks ayakkabıcılardan alınacak ya da Sümerbank'ın fabrikasyon ayakkabıları tercih edilecekti. İlki her babayiğitin harcı değildi çünkü çok pahalıydı. İkincisi ucuzdu ama yeterince şık ve rahat olmadığı için pek tercih edilmiyordu. Ismarlama ayakkabı hem daha ucuza geliyor hem de değişken zevklere hitap ediyordu. Bu yüzden Büyükada'da Manol başta olmak üzere Tanaş, Agop, Hristo gibi birçok ayakkabıcı vardı. Ölçü alırlar, model seçtirirler ve istenilen ayakkabıyı ahşap kalıplar üzerinde kısa sürede yapıp teslim ederlerdi. Ada yaşamı bu bakımdan da kendi kendine yetmeyi başarıyordu. Bugünkü elektrik idaresinin olduğu yerde bir de Karamürselli Faik vardı ama yalnızca tamirciydi.

Kategori Adalılar
Sayfa 5 / 16
Buradasınız: Home Adalar Büyükada